Kaşgarlı Mahmut Hikâye Yarışması. Анонимный автор

Чтение книги онлайн.

Читать онлайн книгу Kaşgarlı Mahmut Hikâye Yarışması - Анонимный автор страница 4

Жанр:
Серия:
Издательство:
Kaşgarlı Mahmut Hikâye Yarışması - Анонимный автор

Скачать книгу

güçleri, onu adam yerine koyup bir siyasi taraf gibi kabul etmişler ve onu engellemeye çalışyorlardı. Gazenfer Reis, hiç şüphesiz, uhdesine aldığı bu yüksek sorumluluğu, şimdi daha derinden hissediyordu. Riske girip bu kadar adamın önüne düşmek, önüne çekilen setleri dağıtarak sınır hattını zorlayıp geçmek, kendisini ve arkadaşlarını can pazarına atmak tehlikesi… Düşününce bile tüyleri diken diken oluyordu. Ama birden farklı düşüncelere daldı kendi kendine: Birden bir köpekoğlu karşına çıkıp seni hiç bir şeye saymaz, hükümet adamları da canı cehenneme deyip görmezlikten gelirse, ne olacak!? Sonra Gazanfer Reis: Buyur, ekibinle birlikte geç git, ister Ermenilerin üstüne, istersen onlarla ahbap çavuş olan amcalarının, dayılarının üstüne hücum et! Sen bilirsin, can senin, cehennem Tanrı’nın! Bu savaşta binlerce insan telef oldu, varsın elli altmış nefer daha ölsün, dünyanın sonu değil ki, deseler, ne cevap vereceğim diye düşündü…

      Gazanfer Reis, her ne olursa olsun, yaptığı işten ve işin bu raddeye gelmesinden büyük bir memnuniyet duydu. Polislerin gelişi, “Gayret” teşkilatının Şuşa’ya yürüyüşüne şan katmıştı. O: “Ömrümün son yirmi yılını yelde savurmamışım, çektiğim zehmetler, geçirdiğim uykusuz geceler, yaşadığım heyecanlar, karakışta eylem yaparken yediğim ayazlar, bunaltıcı sıcaklarda sırtımdan akıttığım terler, dost, düşman ülkelerde, Karabağ meselesi ile ilgili toplantılarda yaptığım gazaplı konuşmalarla gırtlak patlattığım, boşa değilmiş. Anlaşılan, artık reisi olduğum “Gayret” teşkilatının adı duyulduğunda, kürküne pire düşenler var. Bu teşkilat böyle ciddiye alınıyorsa, artık geri adım atmak olmaz, bu haklı davayı sonuna kadar devam ettirmek lazım,” diye düşündü.

      Polisler harekete geçmiyorlar, sanki bir işaret bekliyorlardı. Bu hadiseyi duyanlar, akın akın sınır hattına geliyor; olay mahallindeki insan sayısı sürekli artıyordu. Birbirlerine: “Gayret” teşkilatı Şuşa’ya doğru yürüyüşe geçmiş!” diye sınır hattına koşuşan insanların yüzünde, heyecan, sevinç ve gurur ifadeleri vardı.

      Biraz sonra, bir polis konvoyu daha olay yerine geldi, polislerin sayısı da gittikçe artıyordu.

      Büyük küçük herkesin hatta Bakü’den yürüyüşe gelenlerin de çok iyi tanıdığı yerel polis idaresi müdürü, hürmet sahibi Yengibar Bey, sağ elini yukarı kaldırır kaldırmaz, herkes sustu, uğultular aniden kesildi. Sanki kurbağalı göle taş atılmıştı. Seyre gelen insanlar, bu düzlükte miting mi, toplantı mı yapılacak, bir oyun mu sahnelenecek, bir savaş mı çıkacak? Her ne olacaksa, bir an önce olsun, der gibi nefesini tutmuş sessizce bekleşiyorlardı.

      Polis müdürü, Gazanfer Reisi bir protokol üyesi gibi nazikçe karşıladı, iki, üç adım ileri çıkıp durdu ve yüksek sesle:

      “Gazanfer Bey, ekibinizle birlikte, bu yerlere hoş gelip sefalar getirdiniz! Bundan sonra misafirimizsiniz!” dedi.

      Gazanfer Reisin kaşları çatıldı, sanki başından dumanlar çıktı, yüzündeki damarlar titredi. Zihninin duvarlarına türlü sorular çarpmaya başladı. Yengibar Bey, daha ilk cümlesiyle onu ve teşkilatını önemsemediğini mi belirtiyordu acaba? Bu sözleriyle, ne demek istiyordu? Bu misafirperverlik de nereden çıkmıştı? Bakü’den buraya kadar, bu sözleri duymak için mi gelmişlerdi? Yoksa bu polis müdürü, onları parmağına dolamayı mı düşünüyordu? Kendi kendine düşünürken, birden, usta bir siyasetçi olduğunu hatırladı, polis müdürünün bu aymaz davranışından sonra, güçlükle kendini toparladı ve teşkilat üyeleri ve etraflarına yığılan kalabalığın, dikkatli gözlerle ağzının içine baktığını görünce, cevabı yapıştırdı:

      “Yengibar Bey, bizi misafir olarak kabul edeceksen, burada değil, Şuşa’da, Cıdırdüzü’nde ağırlayacaksın! Bu mutlaka olajah! dedi. Bir anlık sustu, son sözünü, üstüne basa basa tekrarladı: “Olajah!” Gazanfer Reis, “olacak” sözündeki “c” ile “k” harflerini bilerek söküp çıkarmıştı. O harfler yerine özellikle “j” ve “h” harflerini yerleştirerek, burada misafir değil, yedi göbek öteden beri Karabağlı olduğunu ıspatladıktan sonra ekledi:

      “Sizi de şimdiden Cıdırdüzü’ne davet ediyorum!”

      Yengibar Bey, bu kadar adamın önünde, içinde patlayan öfkeyi yutamazdı. Kendine çeki düzen verip Gazanfer Reisi iğneledi:

      “Her ata binen kendisini Cıdırdüzü’nde cirit oynuyor sayarsa, işimiz var, demektir! Tribünlere oynamayın lütfen! Bu iş, toplantılarda nutuk atmaya benzemez!”

      Teşkilat reisi ile polis müdürü atışmaya başladılar.

      Gazanfer Bey:

      “Hiç kimse, bizi yolumuzdan alıkoyamaz! “Şuşa” deyip gideceğiz! Vatanı korumak, bizim vatandaşlık görevimiz; vatanın kurtuluşu için gösterdiğimiz bu irade ise, anayasal bir haktır!” diye çıkıştı. Aslında Gazanfer Reis, biraz saçmaladığını, bu sözlerin abes olduğunu hissetti ama duruşundan da taviz vermek niyetinde değildi. Söz ağızdan çıkmıştı bir kere, geriye dönüş yoktu..

      Polis müdürü:

      “Düşman bizim anayasa ile hareket etmiyor beyim! Tankların üstüne atla mı gideceksiniz?” dedi.

      “Tank verdiniz de biz mi gitmedik?!”

      “Tankı nerden bulup da verelim!”

      “O zaman yolumuzu açın, önümüzden çekilin!”

      “Sizin işiniz gücünüz ortalığı karıştırmak, kargaşa yaratmak! Başka bir amacınız yok!”

      “Rica ederim, söylediklerinizi bir kez daha düşünün! Biz holigan değiliz! Kargaşa yaratmıyoruz, milli bir meseleye sahip çıkıyoruz! Yolumuz Şuşa, davamız Karabağ davasıdır!”

      Gazanfer Reis, bir horoz gibi ibiğini kızartıp polis müdürünün bu sözlere ne cevap vereceğini beklemeye; bir yandan da, polis müdürüne, daha sarsıcı, daha sert sözler söylemek için düşüncelerini tartmaya başladı. Ancak Yengibar Bey feleğin çemberinden kırk kez geçmiş, dünya görmüş bir adamdı, cevap vermedi, sustu. Polis müdürü, Gazanfer Reis ile karşılıklı atışmalarının sonunun hayra alamet olmadığını sezdi. Üstelik ağzının kurumasından, dilinin dolaşmasından şekerinin yavaş yavaş yükseldiğini de hissetti. Sakinleşmeye çalıştı, içinden, kendi kendine söylenmeye başladı: “Ey Yengibar, sabrı elden bırakma, sinirlenip de kendini kaybetme, sen böyle esip yağan kuru kalabalıkları az mı gördün? Bunlar mı Şuşa’ya yürüyecek? Bunlar, düşman üstüne gitmeyi helva yemek sanıyorlar. Avare bunlar, ortalığa düşmüşler, boş teneke gibi tangırdıyorlar, aldırma. Şuşa’ya gitmek mümkün olsaydı, en önden sen giderdin. Hem de, bir zamanlar, babanın, dedenin Şuşa’daki evine gittiğin gibi… Bu şeker illetine, 1992 yılının kışında, Şuşa’da yakalanmadın mı? Feleğin işine bak ki, o zaman Şuşa’dan kaçanların önünü kesiyor vatan toprağını terk etmeyin diyordun; şimdi Şuşa’ya gitme sevdasına düşenlerin yolunu kesiyorsun! Eh, Yengibar, kimbilir daha neler göreceksin…

      Yengibar bey, gittiği hayal ülkesinden bir anda geri geldi ve gözlerini yeniden Gazanfer Reise dikip: “Zalimin oğluna bak, şah oğlu Şah Abbas gibi atın üzerinde nasıl da umursamaz bir şekilde oturuyor,” diye geçirdi içinden, gülümsedi.

      Polis

Скачать книгу