Fahrenheit 451. Рэй Брэдбери

Чтение книги онлайн.

Читать онлайн книгу Fahrenheit 451 - Рэй Брэдбери страница 6

Жанр:
Серия:
Издательство:
Fahrenheit 451 - Рэй Брэдбери

Скачать книгу

aydınlatıyordu, ay ışığı her gözde damıtılarak orada gümüşi bir katarakt oluşturuyordu.

      Bir yağmur damlası. Clarisse. Bir başka damla. Mildred. Üçüncü bir damla. Amca. Dördüncü bir damla. Bu geceki yangın. Bir, Clarisse. İki, Mildred. Üç, amca. Dört, yangın. Bir, Mildred, iki, Clarisse. Bir, iki, üç, dört, beş, Clarisse, Mildred, amca, yangın, uyku hapları, adamlar, tek kullanımlık mendiller, smokin kuyrukları, sümkür, sil, atıp sifonu çek, Clarisse, Mildred, amca, yangın, haplar, kâğıt mendiller, sümkür, sil, atıp sifonu çek. Bir, iki, üç, bir, iki, üç! Yağmur. Fırtına. Gülen amca. Alt katta gök gürlemesi. Bütün dünya sağanak halinde yağıyordu. Bir volkandan fışkıran alevler. Hepsi de kesik kesik gürleyerek, nehre dönüşen bir akıntı halinde hızla aşağıya, sabaha doğru akıyordu.

      Montag, “Artık hiçbir şey bilmiyorum,” dedi ve dilinin üstünde bir uyku pastilinin erimesine izin verdi.

      Sabah dokuzda, Mildred’ın yatağı boştu.

      Montag ayağa fırladı ve kalbi küt küt atarak holde koşup mutfak kapısının önünde durdu.

      Örümceği andıran metal bir el, gümüşi ekmek kızartma makinesinden fırlayan dilimi kapıp erimiş tereyağına buladı.

      Mildred kızarmış ekmeğin tabağına getirilmesini seyretti. İki kulağı da, vızıldayarak saati geçiren elektronik arılarla tıkalıydı. Mildred birden yukarı bakıp da Montag’ı görünce başıyla selam verdi.

      Montag, “İyi misin?” diye sordu.

      Denizkabuğu Kulak Yüksükleri’yle on yıllık çıraklık dönemi geçirmiş olan Mildred dudak okumakta ustaydı. Tekrar başını sallayarak onayladı. Ekmek kızartma makinesini, tıkırdayarak bir başka ekmek dilimini kızartmaya ayarladı.

      Montag oturdu.

      “Neden bu kadar açım bilmiyorum,” dedi karısı.

      “Sen…”

      “Açım…

      Montag, “Dün gece…” diye söze başladı.

      “İyi uyumadım. Kendimi berbat hissediyorum,” dedi Mildred. “Tanrım, öyle açım ki. Anlam veremiyorum.”

      Montag tekrar, “Dün gece…” diye söze başladı.

      Mildred onun dudaklarını kayıtsızca izledi. “Dün geceye ne olmuş?”

      “Hatırlamıyor musun?”

      “Neyi? Çılgın bir parti filan mı verdik? Akşamdan kalma gibiyim. Tanrım, öyle açım ki. Kimler geldi?”

      “Birkaç kişi,” dedi Montag.

      “Ben de öyle düşünmüştüm.” Mildred kızarmış ekmeğini çiğnedi. “Karnım ağrıyor, ama felaket açım. Partide bir salaklık yapmamışımdır umarım.”

      Montag usulca, “Yapmadın,” dedi.

      Ekmek kızartma makinesinin örümceği andıran eli Montag’ın ekmeğine tereyağı sürüp uzattı. Montag ekmek dilimini elinde tuttu; kendini yükümlü hissediyordu.

      “Sen de çok iyi görünmüyorsun,” dedi karısı.

      İkindi sonunda yağmur yağdı ve tüm dünya koyu griydi. Montag evinin holünde durup, yanan turuncu semenderli rozetini taktı. Öylece durup, holdeki havalandırma ızgarasına uzun uzun baktı. Televizyon odasında senaryosunu okuyan karısı başını kaldırıp ona göz attı. “Hey,” dedi. “Adam düşünüyor!

      “Evet,” dedi Montag. “Seninle konuşmak istedim.” Duraksadı. “Dün gece şişendeki bütün hapları içtin.”

      Şaşıran Mildred, “Ah, öyle bir şey yapmam ben,” dedi.

      “Şişe boştu.”

      “Ben öyle bir şey yapmam,” dedi Mildred. “Neden öyle bir şey yapayım ki?”

      “Belki de iki hap aldın ve sonra unutup iki tane daha aldın, sonra da tekrar unutup iki tane daha aldın ve ilacın etkisiyle öyle sersemledin ki otuz kırk tane yutana kadar devam ettin.”

      “Neden öyle aptalca bir şey yapayım ki?” dedi Mildred.

      “Bilmiyorum,” dedi Montag.

      Mildred’ın onun söze devam etmesini beklediği barizdi. “Öyle yapmadım,” dedi. “Hayatta yapmam.”

      “Tamam, öyle diyorsan,” dedi Montag.

      “Kadın böyle dedi.” Mildred senaryosuna geri döndü.

      Kendini yorgun hisseden Montag, “Bugün öğleden sonra ne var?” diye sordu.

      Mildred bu kez senaryodan başını kaldırıp bakmadı. “Eh, on dakika sonra duvardan duvara devrede bir tiyatro oyunu gösterilecek. Bu sabah repliklerimi postayla gönderdiler. Kuponlar gönderdim. Senaryonun bir bölümünü eksik bırakıyorlar. Yeni bir fikir. Eksik bölüm ev kadını, yani ben. Eksik repliklerin sırası gelince üç duvardan bana bakıyorlar ve replikleri okuyorum. Mesela burada adam ‘Bu fikrin tamamı hakkında ne düşünüyorsun Helen?’ diyor. Ben de şey diyorum, şey…” Mildred duraksayıp parmağını senaryodaki bir satırın altında gezdirdi. “‘Bence bu iyi!’ Sonra oyuna devam ediyorlar ve sonunda adam ‘Buna katılıyor musun Helen?’ deyince ben ‘Kesinlikle katılıyorum!’ diyorum. Çok eğlenceli değil mi Guy?”

      Montag holde durup ona baktı.

      “Kesinlikle eğlenceli,” dedi Mildred.

      “Oyun neyle ilgili?”

      “Şimdi söyledim ya. Bob, Ruth ve Helen diye birileri var.”

      “Ah.”

      “Cidden eğlenceli. Dördüncü duvarı da taktırmaya paramız olunca daha da eğlenceli olacak. Dördüncü duvarı söktürüp dördüncü bir televizyon duvarı taktırmak için gerekli parayı ne kadar zamanda biriktiririz sence? Sadece iki bin dolar.”

      “Yıllık maaşımın üçte biri bu.”

      Mildred, “Sadece iki bin dolar,” diye karşılık verdi. “Hem bazen beni de düşünmelisin bence. Dördüncü bir duvarımız olursa, bu oda bizim değil her türden egzotik insanların odaları gibi olacak. Birkaç şeyden kısabiliriz.”

      “Üçüncü duvarın parasını ödemek için birkaç şeyden kısıyoruz zaten. Daha iki ay önce monte edildi, hatırlıyor musun?”

      “Daha o kadar mı oldu sadece?” Mildred oturup Montag’a uzun bir an boyunca baktı. “Eh, güle güle canım.”

      “Hoşçakal,” dedi Montag. Durup döndü. “Mutlu sonla mı bitiyor?”

      “Henüz sonuna gelmedim.”

      Montag gidip son sayfayı okudu, başıyla onayladı ve senaryoyu katlayıp

Скачать книгу