Rio’ya Yeniden Kavusma: Diriliş 1968. Parvana Saba

Чтение книги онлайн.

Читать онлайн книгу Rio’ya Yeniden Kavusma: Diriliş 1968 - Parvana Saba страница 2

Rio’ya Yeniden Kavusma: Diriliş 1968 - Parvana Saba

Скачать книгу

hayır, bu değil…»

      Marcus nefes almaya çalıştı.

      İşe yaramadı.

      Akciğerler iki torba kum gibi dondu. Sanki biri görünmez bir bıçağı boğazıma saplamış gibi boğazım kasıldı.

      Korkunç hale geldi.

      Elini hareket ettirmeye çalıştı ama parmakları itaat etmedi.

      Başımı kaldırmaya çalıştım; dünya keskin, delici bir acıyla infilak etti.

      Uzaklardan bir yerde çığlıklar duyuldu.

      – «Tanrım! Yaşıyor mu?»

      – «Doktor çağırın!»

      – «Polis! Polisi arayın!»

      «Hayır! Polis değil!»

      Marcus’un dudakları titredi ama tek kelime edemedi.

      Sesler daha da uzaklaştı, azaldı, uzaklaştı…

      «Hayır! Gitmeme izin verme!»

      «Hayır! Gitmeme izin verme!»

      Ama dünya dinlemedi.

      Karanlık onu yumuşak bir battaniye gibi sardı ve aşağı çekti.

      Hafıza okyanusu

      Marcus ortadan kaybolmadı.

      Yüzüyordu.

      Sıradan suda değil, anılar okyanusunda.

      İlk başta her şey boştu.

      Sonra renkler belirdi; suda çözünen boya gibi bulanık.

      Sarı lekeler Copacabana’nın kumlarındaki güneş ışınlarıdır.

      Öğle saatlerinde Rio’nun üzerindeki gökyüzü mavi çizgilerdir.

      Scarlet parlıyor – Carla’nın onu ilk öptüğü zamanki dudakları.

      Sesler ortaya çıktı ve kayboldu.

      – «Emin misin Marcus?»

      – «Her zamankinden daha fazla.»

      Hafif kahkaha.

      Carla…

      Onu sanki geçmişteymiş gibi net bir şekilde gördü.

      Akşam güneşinin aydınlattığı terasta duruyordu, uzun siyah saçları rüzgarda dalgalanıyordu.

      Carla ona sevgi ve umutla bakarak gülümsedi.

      Marcus ona uzandı ama ulaşamadı.

      Işık kayboldu.

      Etraftaki her şey karardı.

      Dünyalar arasında

      Marcus gözlerini açtı.

      Ama bu Rio değildi.

      Ayağa kalktı.

      Pürüzsüz, soğuk, sonsuz bir şeyin üzerinde.

      Her tarafta ışık vardı; göz kamaştırıcıydı ama sıcak değildi. Belirli bir kaynaktan gelmedi, sadece oradaydı.

      – «Neredeyim?» – Marcus’un sesi sanki kocaman, boş bir salondaymış gibi boğuk geliyordu.

      Bir şeyler ileri doğru ilerliyordu.

      Bir adım attı.

      Bacaklar güçlüydü. Acı yoktu, korku yoktu. Sadece sessizlik.

      Adım.

      Bir adım daha.

      Ve aniden insanları gördü.

      Yüzlerce. Hayır, binlerce.

      Uzun kuyruklar halinde yürüdüler, görünmeyen yerlere doğru ilerlediler.

      Bazıları başları öne eğik, sessizce duruyordu.

      Diğerleri konuşuyordu ama sözleri anlaşılması imkansız olan tek bir uğultu halinde karışıyordu.

      Beyaz elbiseler giyiyorlardı.

      Sakindiler.

      «Bu bir rüya mı?»

      Marcus gözlerini kapattı, sonra tekrar açtı.

      Ama dünya değişmedi.

      «Öldüm mü?»

      Yakınlarda bir yerde bir ses duyuldu.

      – «Burada olmamalısın.»

      Marcus hızla arkasına döndü.

      Karşısında beyaz elbiseli bir adam duruyordu.

      Yüzü sakindi ama gözlerinde yorgunluk vardı.

      – «Sen kimsin?»

      – «Açıklamak için buradayım.»

      – «Neyi açıklayacaksın?»

      Adam nefes verdi.

      – «Sen öldün, Marcus.»

      Kaderle baş başa

      HAYIR

      Hayır ölemezdi.

      Az önce… Az önce Rio’daydı!

      Sadece Karla’yı görmeye gidiyordu!

      Ona evlenme teklif etti!

      «Hayır, bu bir hata!»

      – «Geri dönmek ister misin?» – adamın sesi sessiz ama kesindi.

      Marcus dondu.

      Düşünmesine gerek yoktu.

      – «Evet.»

      – «Emin misin?»

      – «Her zamankinden daha fazla.»

      Adam başını eğdi.

      – «Mümkün. Ama bir bedeli var.»

      Marcus dondu.

      Fiyat?

      Bu ne anlama geliyor?

      – «Ben

Скачать книгу