Kalkan Denizi . Морган Райс

Чтение книги онлайн.

Читать онлайн книгу Kalkan Denizi - Морган Райс страница 7

Kalkan Denizi  - Морган Райс Felsefe Yüzüğü

Скачать книгу

salonda kendi taraflarını tutuyorlardı. Fakat Godfrey Yüksek Topraklar'ın tepesinde tünemiş bu içki salonunu doldurmayı başardığında adamlar gevşemiş ve birbirleriyle kaynaşmışlardı. Onları bir araya getirmek için bedava biradan daha iyisinin olmadığını Godfrey biliyordu.

      Aralarındaki sınırı kaldırmalarına, erkek kardeş gibi hissetmelerine sebep olan şey Godfrey'in kadınları getirmesiydi.Yüksek Topraklar'ın her iki tarafından tüm bağlantılarını kullanıp, genelevleri taramış ve kadınlara cömert davranmıştı. Artık askerlerle birlikte salonu doldurmuşlardı; çoğu, askerlerin kucağında oturuyordu ve herkes mutluydu. İyi ücret ödenen kadınlar mutluydu, adamlar mutluydu, birbirleriyle uğraşmayı bırakıp bunun yerine içkiye ve kadınlara odaklanınca tüm salon neşe ve keyifle çınlıyordu.

      Gece ilerlerken Godfrey bazı MacGil ve McCloud'ların arkadaş olup birlikte devriyeye çıkma planlarını duymuştu. Bu tam olarak kız kardeşinin onu başarması için gönderdiği türden bir bağdı, Godfrey bunu başardığı için kendiyle gurur duyuyordu. Süreçten kendisi de çok keyif almıştı, yanakları çok fazla bira tükettiği için kırmızıydı. Bu McCloud birasında fark ettiği bir şey vardı; Yüksek Topraklar'ın bu tarafında bira çok daha güçlüydü ve doğrudan kafaya etki ediyordu.

      Godfrey bir orduyu güçlendirmenin, insanları bir araya getirmenin ve yönetmenin farklı yolları olduğunu biliyordu. Siyaset bunlardan biriydi, yönetim bir diğeri; kanunların yürürlüğü ise bir başkası. Fakat bunlardan hiç biri bu adamların kalbini kazanamazdı Godfrey, tüm kusurlarına rağmen halka nasıl erişebileceğini biliyordu. Kendisi de halktan biriydi. Kraliyet ailesinin asaletine sahip olsa da kalbi her zaman topluluklardan yanaydı. Belirli bir bilgeliği vardı, bu sokaklardan edindiği ve parlak gümüşlerle kuşanan şövalyelerin asla sahip olmadığı bir özellikti. Fakat Godfrey, halka inmenin de belirli avantajları olduğunu fark etti. Bu ona insanlık hakkında farklı bir bakış açısı sağlıyordu ve bazen insanları tam olarak anlamak için her iki bakış açısına ihtiyaç vardı. Ne de olsa  Kralların yaptığı en büyük hata halktan olan insanlarla bağlarını koparmış olmalarıydı.

      "Bu McCloud'lar nasıl içeceklerini biliyorlar," dedi Akorth.

      "İnsanı hayal kırıklığına uğratmıyorlar," diye ekledi Fulton, önlerindeki masaya iki maşrapa daha verilirken.

      "Bu içki çok sert," dedi Akorth, yüksek sesle geğirirken.

      "Evimizi hiç özlemiyorum desem yeridir," diye ekledi Fulton.

      Godfrey kaburgalarından dürtüldüğünü hissetti, dönüp baktığında McCloud adamlarının abartarak sallandıklarını, çok yüksek sesle güldüklerini, kadınlarla eğlenirken çok sarhoş olduklarını gördü. McCloud'ların, MacGil'lere göre biraz daha kaba olduklarını fark etti. MacGil'ler sert adamlardı ama McCloud'lar– onlarla ilgili bir şeyler vardı, medeniyetten biraz uzaklardı. Uzman bakışlarla odayı incelerken Godfrey, McCloud'ların kadınları çok sıkı tuttuklarını, maşrapalarını çok sert tokuşturduklarını, birbirlerini kabaca dirseklediklerini fark etti. Bu adamlarla ilgili bir şey onlarla geçirdiği tüm günlere rağmen Godfrey'i rahatsız ediyordu. Bir şekilde bu insanlara tam olarak güvenmiyordu. Onlarla ne kadar fazla zaman geçirirse, iki klanın neden birbirlerinden ayrıldıklarını o kadar iyi anlamaya başlıyordu. İki topluluğun gerçekten birleşip birleşemeyeceklerini merak etti.

      İçki alemi zirve yaparken daha fazla sayıda maşrapa önlerine konuyordu, öncekine kıyasla iki katıydı. McCloud'lar normalde askerlerin bu raddeye geldiklerinde yaptıkları gibi yavaşlamıyorlar aksine, daha fazla hatta haddinden fazla içiyorlardı. Godfrey, kendine rağmen biraz gerilmişti.

      "Bu adamların bu kadar içeceklerini tahmin eder miydin?" diye sordu Godfrey, Akorth'a.

      Akorth güldü.

      "Günahkar bir soru!" diye düşünmeden sordu.

      "Sana ne oldu böyle?" diye sordu Fulton.

      Fakat Godfrey, önünü göremeyecek kadar sarhoş olan McCloud'lardan biri, asker arkadaşlarına çarpıp onları da düşürürken diken üstünde bu sahneyi izledi.

      Bir anlığına herkes duraksadı ve odadakiler yere düşen asker grubuna baktılar.

      Askerler yerinde kalkıp çığlık atarak gülmeye ve eğlenmeye başlayınca, alemin devam etmesi Godfrey'i rahatlattı.

      "Yeterince içtiler mi diyorsun?" diye sordu Godfrey, tüm bunların kötü bir fikir olup olmadığını merak etmeye başlamıştı.

      Akorth ona boş boş baktı.

      "Yeterince mi?" diye sordu. "Öyle bir şey mi var?"

      Godfrey, kelimeleri yuvarladığını ve zihninin istediği kadar açık olmadığını kendi de fark etti. Yine de odada bir şeylerin değiştiğini, sanki bir şeylerin olması gerektiğinden farklı olduğunu sezmeye başladı. Hepsi biraz fazla gelmişti, sanki odadakilerin hepsi kendine hakim olma hissini yitirmişlerdi.

      "Ona dokunma!" diyerek bağırdı biri aniden. "O benim!"

      Sesinin tonu, karanlık ve tehlikeliydi, havayı keserek Godfrey'in dönüp bakmasına sebep oldu.

      Salonun öte ucunda bir MacGil askeri, göğsünü dışarı çıkarıp McCloud'lardan biriyle tartışıyordu. McCloud uzanıp, MacGil'in kucağındaki kadını tutmuş, bir kolunu beline sararak geriye doğru çekmişti.

      "Senindi. Artık benim! Git başkasını bul !"

      MacGil'in ifadesi karardı ve kılıcını çekti. Odayı delen keskin ses duyulduğunda herkes dönüp oraya baktı.

      "O benim dedim!" diye bağırdı.

      Suratı kırmızı, saçları terden dolaşmıştı, bu ölümcül tonla dikkat kesilen tüm oda izlemeye koyuldu.

      Her şey aniden durdu ve oda sessizliğe gömüldü, salonun her iki tarafında adamlar donmuş bu sahneyi izliyorlardı. Şişman, iri yarı McCloud, yüzünü ekşitip kadını aldı ve kaba bir hareketle yana savurdu. Kadın kalabalığa doğru uçtu, tökezledi ve düştü.

      Kadın, McCloud'un umrunda değildi, tek isteğinin kadından ziyade kan akıtmak olduğu artık hepsi tarafından açıkça anlaşılıyordu.

      McCloud da kendi kılıcını çekerek karşılık verdi.

      "Onun hayatına karşılık seninki!" dedi McCloud.

      Etraftaki askerler geri çekilerek, dövüşmeleri için küçük bir alan açtılar. Godfrey herkesin gerildiğini görebiliyordu. Herkesi içine alan bir savaşa dönmeden önce bunu durdurması gerektiğini biliyordu.

      Godfrey masanın üstüne zıpladı, maşrapa biraları kaydırıp, salon boyunca koşturdu ve dövüş alanının ortasına geldi. İki avucunu ikisinin göğsünde tutarak onları birbirlerinden ayrı tuttu.

      "Adamlarım!" diye bağırdı, kelimeleri kayıyordu. Odaklanmaya ve zihnini açmaya çalıştı, çok samimi biçimde şu anki kadar sarhoş olduğundan dolayı pişman olmuştu.

      "Burada hepimiz aynıyız!" diye bağırdı. "Hepimiz tek bir halkız! Tek bir ordu! Dövüşmeye gerek yok. Tadına bakılacak

Скачать книгу