Şeref Yemini . Морган Райс
Чтение книги онлайн.
Читать онлайн книгу Şeref Yemini - Морган Райс страница 8

Gareth bu düşünceyle, kendisini daha iyi hissetmeye başladı.
Müthiş bir çabayla ayağa kalktı, ama odanın için sendeleyerek yürürken köşe masalarından birine takıldı. Kapıya yaklaştığında, babasının su mermerinden yapılmış bir büstü gözüne çarptı. Bu, babasının sevdiği bir heykeldi. Heykeli başından tuttuğu gibi, duvara fırlattı.
Heykel bin parçaya bölündü. Gareth o gün ilk defa olarak gülümsedi. Günü belki de korktuğu kadar kötü geçmeyecekti.
Gareth iki yanında refakatçileri olduğu halde bir çalımla konsey odasına girdi. Devasa meşe kapıları avucuyla iterek açmış ve kalabalık odadaki insanların onun mevcudiyetini hissedip irkilmesini sağlamıştı. O içeriye girince, herkes bir anda hazır ol durumuna geçti.
Normal olarak bu durumun Gareth’ı mutlu etmesi gerekirdi, ama o iyi bir gününde değildi. Babasının hayaleti ona rahat vermiyordu ve kız kardeşinin gitmiş olması da onu çok öfkelendirmişti. Bu duygular zihninde bir girdap gibi dönüp duruyordu ve hıncını bir şekilde birilerinden çıkarması gerektiğini düşünüyordu.
Gareth afyonun verdiği sersemlikle devasa odada yalpalayarak ilerlemeye başladı. Tahtına doğru uzanan dar koridorun ortasından yürürken, düzinelerle konsey üyesi yana doğru çekilerek ona yer verdi. Saraydakilerin sayısı artmıştı. Kraliyet Sarayı’nın yarısının ayrılmış, Kalkan’ın da indirilmiş olduğu haberini alan insanların sayısı arttıkça, havadaki enerji de giderek dizginlenemez bir hal alıyordu. Kraliyet Sarayı’nda kalan kişiler adeta sorularına yanıt bulmak için buradaydılar.
Tabii, Gareth’ın verecek bir yanıtı yoktu.
Gareth babasının tahtının fildişi basamaklarını kasıla kasıla çıkarken, tahtın hemen gerisinde sabırla beklemekte olan Lord Kultin’i gördü, Lord Kultin özel savaş gücünü oluşturan paralı askerlerin lideriydi ve sarayda güvenebileceği kişi olarak bir tek o kalmıştı. Onun yanında da savaşçılarından onlarcası duruyor ve Gareth için ölmeye hazır bir şekilde, elleri kılıçlarında sessizce bekliyorlardı. Gareth’ı rahatlatan tek şey de zaten buydu.
Gareth tahtına oturdu ve bakışlarını odada gezdirdi. Odada pek çok insan vardı, bunların birkaçını tanıyordu, ama çoğunluğu ona yabancıydı. Onların hiç birine güvenmiyordu. Sarayından her gün sürüyle insan atıyordu; pek çok kişiyi zindana attırmış, daha da fazlasını cellâtlara teslim etmişti. En azından bir elin parmakları kadar adam öldürtmediği tek bir gün yoktu. Bunun iyi bir politika olduğunu düşünüyordu: insanları dikkatli olmaya sevk ediyor ve bir darbe olasılığını önlüyordu.
Odada sessizlik hüküm sürüyordu, herkes büyülenmiş gibi ona bakıyordu. Dehşet içindeydiler ve korkudan ağızlarını açamıyorlardı. Bu, tam da onun istediği bir şeydi. Ona, vatandaşlarına korku salmaktan daha fazla heyecan veren bir şey yoktu.
Nihayet, bastonunun sesi taş zemin üzerinde yankılanan Aberthol öne doğru çıkarak boğazını temizledi.
“Efendimiz,” diye başladı yaşlı ve yorgun bir sesle, “Kral’ın Sarayı’nda karmaşalı günler geçirmekteyiz. Size hangi haberlerin ulaştığını bilmiyorum ama Kalkan indirildi; Gwendolyn Kral’ın Sarayı’nı terk etti ve Kral’ın Sarayı’nın yarısının yanı sıra Kolk’u, Brom’u, Kendrick’i, Atme’yi, Gümüş’ü, Lejyon’u ve ordunuzun yarısını ele geçirdi. Burada kalanlar sizin yönlendirmenizi bekliyor ve bundan sonraki hamlenin ne olacağını öğrenmek istiyor. İnsanlar sorularına yanıt bekliyorlar, Efendimiz.”
“Dahası da var," dedi Gareth’ın belli belirsiz hatırladığı bir başka konsey üyesi. "Kanyon'un da geçildiğine dair söylentiler yayılmış durumda. Andronicus’un bir milyon kişilik ordusuyla Halka’nın McCloud kısmını istila ettiği dedikoduları da var.”
Odayı öfkeli soluma sesleri doldurdu; düzinelerle kahraman savaşçı birbirleriyle korku içinde fısıldaşmaya başladılar. Panik havası kontrol edilemeyen bir yangın gibi yayılmaya başlamıştı.
"Bu doğru olamaz!" diye bağırdı askerlerden biri.
"Doğru!" diye ısrar etti bir konsey üyesi.
"O zaman hiç ümit kalmadı demektir!" diye haykırdı bir başka asker. “Eğer McCloudlar yenildilerse, İmparatorluk ondan sonra Kral’ın Sarayı’na gelecektir ve biz onları durduracak durumda değiliz.”
"Teslim şartlarını tartışmamız gerek, Efendimiz," dedi Aberthol, Gareth’a.
"Teslim olmak mı?" diye haykırdı bir başka adam. "Asla teslim olmayacağız!”
“Eğer teslim olmazsak,” diye bağırdı bir diğer asker, “hepimizi ezip geçerler. Bir milyon askere karşı nasıl dayanırız?”
Odaya öfkeli homurtular yayıldı. Askerler ve konsey üyeleri bir karmaşa halinde birbirleriyle münakaşa ediyorlardı.
Konsey başkanı elindeki demir çubuğu taş zemine vurarak bağırdı:
“SESSİZLİK!”
Oda yavaşça sakinleşmeye başladı. Herkes dönüp ona baktı.
“Bunlar bizim değil, kralın vermesi gereken kararlar,” dedi konsey üyelerinden biri. “Gareth bizim yasal kralımız ve teslim şartlarını tartışmak bize kalmış bir iş değil… Veya teslim olup olmamaya karar vermek…”
Hepsi birden Gareth’a döndüler.
“Efendimiz,” dedi Aberthol, bitkin bir sesle, “İmparatorluk’un ordusuyla nasıl baş etmemiz gerektiğini düşünüyorsunuz?”
Odaya ölümcül bir sessizlik yayıldı.
Gareth oturduğu yerden adamlarına bakıyor ve bir yanıt verebilmeyi istiyordu. Ama düşüncelerini toparlamak onun için giderek daha güç bir hale gelmişti. Babasının sesi sürekli olarak başının içinde dönüp duruyor ve çocukluğundaki gibi hep ona bağırıyordu. Gitmek bilmeyen bu ses onu deli ediyordu.
Gareth elini uzatarak tekrar tekrar tahtın tahta kolunu tırmaladı. Odada duyulan tek ses, tırnaklarının tahtanın üzerinde çıkardığı tırmalama sesleriydi.
Konsey üyeleri birbirleriyle kaygılı bir şekilde bakıştılar.
Konsey üyelerinden biri "Efendimiz," diye girişti, “eğer teslim olmayı kabul etmeyecekseniz, o zaman Kral’ın Sarayı’nı vakit geçirmeden tahkim etmeliyiz. Tüm girişleri, tüm yolları ve tüm bahçe kapılarını sağlamlaştırmalıyız. Askerlerimizin tamamını çağırmalı ve savunma silahlarımızı hazırlamalıyız. Olası bir kuşatmaya karşı hazırlıklı olmalı, yiyecekleri azar azar dağıtmalı ve vatandaşlarımızı korumalıyız. Yapılması gereken çok iş var. Lütfen, Efendimiz. Bize bir emir verin. Ne yapmamız gerektiğini söyleyin.”
Odada yine bir sessizlik oluştu. Bütün gözler Gareth’a dikilmişti.
Gareth